//-->
SORUNUZU SORUN HEP BİRLİKTE CEVAPLAYALIM BÖLÜMÜ SOLDA FORUM YAZAN YERDEDİR. FORUMA ÜYE OLUN TÜM SORULARINIZ CEVAPLANSIN. MATEMATİK VE DİĞER DERSLERİN VİDEOLU KONU ANLATIMI VE SORU ÇÖZÜMÜ VİDEO ANLATIMLARI SİTEMİZDE BULUNMAKTADIR MATEMATİKCİMM SONUNDAKİ CİMM 2 M İLE YAZILIYOR :) *HOŞ GELDİNİZ*
aaaa
aaaaaa
6. 7. 8. Sınıf Matematik
6. 7. 8. Sınıf Videolu konu anlatımı
6. 7. 8. Sınıf Videolu soru çözümü
6. 7. 8. Sınıf Türkçe
6. 7. 8. Sınıf Fen bilgisi
6. 7. 8. Sınıf Sosyal bilgiler
aaaaaa
Matematik
Geometri
Fizik
Kimya
Biyoloji
Edebiyat
Dil ve anlatım
6. 7. 8. Sınıf Matematik
Matematik
Geometri
Fizik
Kimya
Biyoloji
Türkçe
Edebiyat
Tarih
6. 7. 8. Sınıf Matematik
Geometri
Matematik
Toplist
Site içi arama
Ziyaretçi defteri
Site duyuruları
Yönetici Hakkında
Hakkımızda
iletişim
Reklam ver
Site Haritası
aaaaaaaa
Takvim yaprakları
Döküman arşivi

Eğitim Haberleri
Anketler
7 günde ingilizce
7 günde ingilizce
7 günde ingilizce
Filipinli Bakıcı
Filipinli Bakıcılar
Filipinli Bakıcı Arıyorum
5 günde ingilizce
7 günde ingilizce
7 günde ingilizce
7 günde ingilizce

Tüm dersler ve Matematik

Şu Destanı

Destana kahraman olarak adını veren Şu, tahminlere göre MÖ dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Bir Türk Hakanınıdır. Destanda Makedonyalı İskender' in, İran üzerinden Asya' ya doğru yürüyüşü esnasında istila savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü anlatılmaktadır. Türk boylarının teşekkülü, Türklerin şehir hayatı yaşamaya başlamaları, aynı zamanda milletini geçici bir istiladan mümkün olduğu kadar can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak için düşünen bir hakanın kaygıları da anlatılan destanın en büyük hususiyeti, daha sonraki Türk destanlarında gelişecek olan ana çizgi ve motifleri işlemesidir.

Zeki Velidi Togan' a göre, destanda mühim bir yer tutan ve destanın alternatifi olan İskender' in istilasının aslında İskender'le ilgisi yoktur; daha önceki yüzyıllarda cereyan etmiş bir Aryani istila ile ilgilidir. Destanın kısa da olsa hülasası Divan-ı lügat-it Türk' de kayıtlıdır. Şu kalesi Balasagun yakınlarında, genç bir hakan olan Şu tarafından yapılmış bir kaleydi, fajat hakanın sarayı Balasagun' da id. Kalede ve Balasagun' da, o çağların en güçlü ve en büyük ordusu bulunuyordu. Şehir zengindi. Öyle ki, her gün, Şu Hakanın sarayının önünde, oru beğleri için 365 nöbet vuruldu.

Bu sıralarda, bir adına da Zülkarneyn denilen Makedonya Kralı İskender meşhur Doğu seferine çıkmış, Ön Asya' dan İran içlerine doğru önüne neresi gelmişse ordusunu yenmiş ülkesini istila etmekle meşguldü. İskender Semerkand' e kadar gelmiş burayı da geçip Türklerin yaşadığı ülkelere doğru ilerlemişti.

İskender' in Balasagun'a ve Şu Kalesine doğru yaklaşmakta olduğunu, genç Hakan Şu'nun gözcülerini gelip haber verdiler. Ve dediler ki:

"İskender denilen ve gün batısından kopup gelen bir kral ordusuyla bize yaklaşmaktadır. Önüne gelen ülkeleri istila etmiştir. Bize ne buyursun?. Savaşalım mı?."

Genç Hakan, ordu habercilerini dinlemez gibi göründü. Çünkü çok daha önce, en güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş, Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük etsin diye göndermişti. Yiğitler kimseye görünmeden, gizlice gidip Hucend Irmağının kıyılarına yerleştikleri için ordu habercileri durumu bilmiyorlardı ve getirdikleri haberden, hakanlarının telaş edip yerinden kımıldamadığını gördükleri için de şaşmışlardı.

Hakan Şu'nun bir havuzu vardı; gümüştendi. Bu işten çok iyi anlayan ustalara yaptırmıştı. Her yere taşınabilecek şekildeydi. Bunun için Hakan da gümüş havuzunu, sefere bile çıksa yanına alır, konakladıkları yerlerde içine su doldurtur, kazlar ve ördekleri su dolu gümüş havuza salar ve onlara oyalanırdı, eğlenirdi. Kazların ve ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini seyretmek Hakan' ı dinlendirir ve bu dinlenişle seferle, milletinin geleceği ile ilgili tasarıları hazırladı.

Haberciler geldikleri zaman yine gümüş havuzunda yüzen ördeklerle kazları seyredip dinleniyordu. Habercilerin:

-Nasıl buyurursunuz?. İskender'le savaşalım mı?. diye sorup buyruk beklemeleri üzerine onları havuza ve havuzda yüzen kazlarla ördekleri gösterdi:

-Görüyor musunuz. Kazlarla ördekler suda ne güzel yüzüyor, nasıl da dalıp çıkıyorlar?, dedi.

Haberciler, hakanlarının bu sözünü garip karşıladılar ve ona şüphe ile baktılar. "Herhalde hakanımızın hiç bir hazırlığı yok ne yapacağını bilmiyor" diye düşündüler.

Ama o sırada, İskender'de Hucend Irmağını geçmişti.

Vakit gece yarısına geliyordu. Hucend Irmağının kıyılarında gözcülük yapıp devriye gezen Genç Hakan'ın en güvendiği kırk yiğit yıldırım hızıyla atlanıp Şu kalesine geldiler ve gece vakti, İskender'in Hucend suyunu geçip Balasagun istikametinde ilerlemekte olduğunu Şu' ya haber verdiler.

Daha önceki habercilerin haberlerini dinlerken kılı bile kıpırdamayan Hakan Şu, yiğitlerin sözü üzerine derhal ve gece yarısı göç davulunun çalınmasını emretti. Davulun çalınmasıyla birlikte ve Doğu' ya doğru hızla yola çıktı.

Bu durum halkı şaşırttı. Hakanın, gündüzün hiç bir hazırlıkta bulunmadan ve hiç bir hazırlık yapmadan böyle gece vakti göçü başlatması üzerine korktular. Ellerine ne geçtiyse toplayıp, buldukları ata atlayan millet hakanla birlikte yola düştü. Sabah olurken, şehirde hemen hemen hiç kimse kalmamıştı; bomboş ve dümdüz bir ova görünüyordu.

Bütün milletin, Hakan Şu' nun ardından gitmiş olmasına rağmen, gece vakti binecek hiçbir şey bulamayan yahud da binecek hiçbir şeyi olmayan yirmi iki kişi, ne ypacağını bilemeden Şu Kalesinde kalmışlardı.

Bu yirmi iki kişi, ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iki kişi daha geldi. Bu iki kişi de yayandı, kap kacakları toplamışlar sırtlarına yüklemişler, taşıyorlardı. Yorgundular. Fakat pek de duracağa benzemiyorlardı. Önceki yirmi kişi, bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini, kendileri gibi burada kalıp beklemelerini söylediler. Ayrıca:

-İskender dedikleri her kim ise, burada uzun müddet kalamaz: geldiği gibi geri dönüp gider. Burası bizim yurdumuz, yine bize kalın, diye ısrar ettiler.

Bu yüzden bu iki kişinin adı (Kalaç) olup kaldı ve bu iki kişiden olan çocukları ve torunları (Kalacı) adıyla anıldılar. Fakat bu kişi, öteki yirmi iki kişinin sözlerini dinlemedikleri ve bırakıp gittikleri için İskender'in geldiğini görmediler.

İskender gelip de, uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce: "Türk manend" dedi. "Bunlar Türk'e benziyorlar" demişti. Bu yüzden yirmi iki kişinin aile adı Türkmen olarak kaldı. Giden iki kişi gittikleri için tamı tamına Türkmen sayılmadılar. Yirmi dört kabileden yirmi ikisi Türkmen, kalan ikisi Kalkaç diye bilindi.

Bu hadiseler oladursun, öte yandan Şu Hakan, ordusu ve kendisiyle gidenlerle birlikte Çin sınırına kadar yürümüşlerdi. Çin' e yakın Uygur İline vardıklarında Şu İskender' i artık karşılayabilecek durumda oluğunu, onu asıl merkezinden çok uzaklara çektiğini, kendi ırkdaşları arasında bulunduğu için İskender' den daha kuvvetli bir duruma geldiğini düşündü. Ve bir kısım askerini ayırarak hem de en gençlerini seçerek İskender' in üzerine yolladı. Veziri, gidenlerin hepsinin genç olduğunu, tecrübelerinin olmadığını ileri sürdü. Başaramazlarsa sonucun kötüye varacağını söyledi. Şu Hakan vezirine hak verdi ve yaşlı tecrübeli bir Subaşını askerleriyle birlikte gönderdi.

Bunlar bir zaman sonra İskender' in gönderdiği öncü birliklerle karşılaştılar. Türk erleri, İskender' in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Çok kanlı bir baskındı bu, ölüm kalım meselesiydi. İskender' in öncü birlikleri bozguna uğradı. Türk erlerinden biri, İskender' in askerlerinden birini bir kılıçta ikiye bölmüş, askerin kemerine bağladığı altın dolu bir kemer parçalanarak içindeki altınlar yere saçılmış ve İskender' in askerinin kanıyla bulanmıştı. Ertesi sabah güneş ışıkları bu kanlı altınları parıldattı. Bunu gören Türk erleri birbirlerine bakıp "Altın kan!." diye bağrıştılar. O günden bu yana, bu baskının yapıldığı yere yakın bulunan bir dağın adı Altun Han dağı oldu ve öyle söylenip geldi.

Baskından sonra Şu Hakan ile İskender bir daha savaşmadılar, barış yaptılar. Barışın sonu her iki taraf için de iyi neticeler verdi. Birbiri ardınca şehirler yapılaya başlandı. Uygurlar ve öteki Türk kavimleri şehirlere yerleştiler. Şu Hakan da Balasagun'a döndü. Şu kalesini tahkim etti ve şehir halinde geliştirdi. Bütün bunları yaptıktan sonra da şehre bir de tıslım koydu. Bu tıslım öyle bir tıslımdı ki her yanda duyuldu. Leylekler bu şehre kadar geldikleri zaman tıslım yüzünden daha öteye geçemediler, şehri aşamadılar.

Kaynak: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu sayfa:110-111,112,113,114,115

matematikcimm.tr.gg
Atasözleri sözlüğü
Deyimler sözlüğü
Kompozisyon Örnekleri
Kitap özetleri
Bilgi damlaları
Roman özetleri
100 Temel eser
Türk destanları
Dünyamızı tanıyalım
Ülkemizi tanıyalım
Türkiyenin bölgeleri
Dünya bilimi
Bilim adamları
Biliyormusun ?
Rekorlar kitabı
Bilmeceler
Güzel sözler
Fıkralar
Komik yazılar
Diğer Konular
Hoşgeldin 2011
İslami bilgiler
Photoshop dersleri
Küresel ısınma
Çeşitli bilgiler
Online:
Tekil Hit: 17
Çoğul Hit: 202
Ip: 100.25.43.188

PageRank
© Matematikcimm.tr.gg Tüm hakları saklıdır.İçerik kaynak gösterilmesi halinde kullanılabilir 2008-2009-2010 Copyright ©
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=